Silhouette's

Cumartesi, Haziran 25, 2005

Sıralı Ölüm

Yaşam içindeki konumumuz ve şartlar neticesinde yanında veya karşısında yer aldığımız garip bir kavram sıralı ölüm.

Çocukken pek bilgimiz yoktur sıralı ölüm hakkında; hem henüz ölümü dahi bilmiyoruzdur nerede kaldı sıralısı... Ölüm; eğer henüz çocukken tecrübe ettiysek, sevdiklerimizi alıp götüren bir daha da geri getirmeyen garip bir şey o yaşlarda...

Zaman geçip de biz büyüyünce; artık ölümün ne olduğunu yavaş yavaş anladığımızda ve onun sıralısı hakkında da az çok fikir edindiğimizde; sıralı ölüm kavramı karşısında yerimizi de almaya başlıyoruz.

• Neden sıralı olmak zorunda ki?
• Neden annem, babam benden önce ölsün ki?

Gerçekten de rahatsız edici bir hal alır bu kavram. Kendi ölümümüz sonrası geride kalanların durumunu düşün(e)meden, bencilce isteriz sevdiklerimizin bizden önce ölmemesini... İstemeyiz bu büyük acıyı nispeten genç yaşlarda yaşamayı, hala ihtiyacımız vardır hem sevdiklerimize, neden yukarıdaki burnunu soksundur ki bizim küçük mutluluğumuza..!

Zaman geçtikçe; artık kalpten düşündüğümüz yeni bir ailemiz de olduğunda, saf değiştirme vakti de gelmiştir... Bu sefer sıralı ölüm yandaşıyızdır yeni ailemiz adına... İstemeyiz çocuklarımızın –doğaya aykırı- bir şekilde bizden kopmasını, sırasız elimizden kayıp gitmesini. Sıralı ölüm artık tek dayanağımızdır...

Eee tabii zaman geçiyor, bizden büyükler bizden küçükler derken sıra veya artık gerçek tarifi her neyse; bize geliyor. Bizim sıramız geliyor yani... Bunda zaten pek yorum şansımız kalmıyor; kendi sıramıza, son anımıza yorumu yaşarken yapmış oluyoruz, yaşantımızla...

Hem biz o kadar dert ettik, artık sıramız da gelmişken bu sefer doğaya aykırı olaylara mahal vermemek için kapamamız gerekiyor gözlerimizi... Artık kendi adımıza sıralı ölüm karşısında yer alan sevdiklerimizin çok fazla acı çekmemesi umuduyla çıkacağız son yolculuğa...

Özetle, işte böyle garip bir şey sıralı ölüm. İnsanoğlu hayatta çok şeyi kalben diliyor ancak çoğu şey de dileklerimize pek aldırmadan gelişiyor... Sıralı ölüm konusunda da durum bu sanırım. Bazen sıranın bozulmasını, bazen bozulmamasını diliyoruz ancak -her ne kadar kızsak da- içten bir ses hafiften bu dileklerin nafileliğini bize fısıldıyor... Duymak istemiyor asi kalbimiz... Dilemeye de devam ediyor kendince...

Sanırım ölümün gerçekten de sırası olmuyor. Biz ise; bunu az da olsa hissedebilsek dahi yeniliyoruz bazen bencilliğimize, üstümüze vazife olmayan şeylere karışmak, müdahale etmek istiyoruz...

Bütün bunlara rağmen unutmayalım ki; yukarıdakinin hepimiz için sadece kendisinin bildiği farklı planları var ve biz ne yaparsak yapalım, bu planların dışına hayatı taşırmak pek mümkün olamayacaktır...

-- Ari

Salı, Haziran 21, 2005

Tanrı'dan Rol Çalan Doktor

ya da Doktorun Hastasına Ömür Biçmesi...

“Ne yazık ki 6 aylık bir ömrünüz var...”

İşte bu ve buna benzer acımasız cümlelerle yerle bir ediliyor zaten azalmış olan umutlar... Bir hastanın umutları...

Şartlar her ne olursa olsun yapılmaması veya üzerinde gerçekten düşünülmüş olması gereken bir eylem... Ömür Biçmek... Az da olsa Tanrı’dan rol çalmak veya istemeden buna neden olmak...

Hasta bilmek istese dahi söylenmemeli diye düşünüyorum. Herkesin olayları algılayış biçimi ve algıladıkları şeye karşı olan tepkisi farklıdır. Bir hasta nispeten kaderci, olgun bir şekilde yaklaşabilse dahi bir diğeri iyice karamsarlığa kapılıp daha da kötüye gidebilir... Bu farklılığı doktorun kestirebilmesi mümkün değildir. Tedavi sırasında hastasıyla belli bir süre geçirmiş olan doktor, hastasını tanıdığını düşünebilir, ancak şok anlarında insanların tamamen farklılaşabildikleri de asla unutulmamalıdır.

Bir diğer taraftan bakılacak olursa; Tanrı’nın verdiği ve sadece O’nun istediği kadar süren hayatın sonlanacağı zamanı bilebilmek, bundan %100 emin olabilmek mümkün müdür? Bunun pek mümkün olduğunu sanmıyorum.

Ayrıca her ne kadar doktor, bilimi kendisine yol gösteren olarak seçmiş, her ne kadar gerçekçi olsa dahi; hayatta; bazılarımızın mucize olarak adlandırdığı olaylar da olmaktadır... Tıbbi olarak açıklanamayan gelişmeler olabilmektedir. Bir hastanın en azından kendi muhtemel mucizesi için zar atma hakkını elinden almaya kimsenin hakkı yok diye düşünüyorum...

Sonuç olarak, öğrenildiğinde önceden kestirilemeyen vahim sonuçlar doğurabilecek böyle bir bilginin direkt olarak hastaya asla söylenmemesi gerektiğine inanıyorum... Belki yakınlarına söylenebilir, ancak bu da her zaman ideal sonuç vermemektedir...

Hayata, anlamsızlığı iş işten geçtikten sonra fark edilebilecek müdahalelerden kaçınmak lazımdır. Bazen hayatı kendi işleyişinde rahat bırakmak en güzelidir...

-- Ari

Ayrılık Sonrası Tek Amacı Laf Sokmak Olan Buluşma...

Eğer gerçekten tek amacı laf sokmak ise tamamen gereksiz olan buluşmadır.

Ne gereği var kalp kırmaya, zaten ayrı olduğunuz kişiyle kalp kırmak adına bir kez daha buluşmaya?

Neden bir insanı üzesiniz?
O sizi çok mu üzdü, yaraladı mi?
İntikam mı alacaksınız?
Neden almak zorunda hissediyorsunuz bu intikamı?
Almayınca ezik mi hissedeceksiniz?
İçinizde bir şey hep sizi kemirecek mi?

Varsın içinizdeki intikam arzusu sizi kemirsin, nereye kadar, ne kadar sürer bu... Sonuçta bitecek herkes kendi yoluna ek bir kırgınlık olmadan gitmiş olacak...

Büyüklük sizde kalsın, o bilmese de ona karşı yaptıgınız bu son iyilik sizde, icinizde kalsın... Sırf bunu bilmek bile size belli bir süre sonra iyi gelecektir zaten... Hayat o kadar kısa, insanlar o kadar hassas ki; en odun en öküz sandığınız kişinin içinde dahi kırılmamak için cırpınan camdan bir kalp var...

Varsın böyle olsun, kalbinizde sakladığınız, sadece sizin bildiğiniz bu son iyilikle hatırlayın bu ayrılığınızı da... Ayrılıgın bile -garip de olsa- size pozitif bir katkısı olsun...

Hayat gerçekten umduğumuzdan, düşündüğümüzden daha kısa... Cebimize attığımız her iyilik karımız olacaktır bu kısa hayattan çekip çıkardığımız...

-- Ari

Pazar, Haziran 19, 2005

If You Hear that a Thousand People Love You

If you hear that a thousand people love you
remember... Saavedra is among them.

If you hear that a hundred people love you
remember... Saavedra is either in the first
or very last row

If you hear that seven people love you
remember... Saavedra is among them,
like a wednesday in the middle of the week

If you hear that two people love you
remember...one of them is Saavedra

If you hear that only one person loves you
remember...he is Saavedra

And when you see no one else around you,
and you find out
that no one loves you anymore,
then you will know for certain
that... Saavedra is dead

-- Guadalupe de Saavedra

Çarşamba, Haziran 15, 2005

He Wishes for the Cloths of Heaven

Had I the heavens’ embroidered cloths,
Enwrought with golden and silver light,
The blue and the dim and the dark cloths
Of night and light and the half-light,
I would spread the cloths under your feet;
But I, being poor, have only my dreams;
I have spread my dreams under your feet;
Tread softly because you tread on my dreams.

-- William Butler Yeats

Raglan Road

On Raglan Road on an autumn day I met her first and knew
That her dark hair would weave a snare that I might one day rue;
I saw the danger, yet I walked along the enchanted way,
And I said, let grief be a fallen leaf at the dawning of the day.

On Grafton Street in November we tripped lightly along the ledge
Of the deep ravine where can be seen the worth of passion's pledge,
The Queen of Hearts still making tarts and I not making hay -
O I loved too much and by such and such is happiness thrown away.

I gave her gifts of the mind I gave her the secret sign that's known
To the artists who have known the true gods of sound and stone
And word and tint. I did not stint for I gave her poems to say.
With her own name there and her own dark hair like clouds over fields of May

On a quiet street where old ghosts meet I see her walking now
Away from me so hurriedly my reason must allow
That I had wooed not as I should a creature made of clay -
When the angel woos the clay he'd lose his wings at the dawn of day.

-- Patrick Kavanagh

Never Give All the Heart

Never give all the heart, for love
Will hardly seem worth thinking of
To passionate women if it seem
Certain, and they never dream
That it fades out from kiss to kiss;
For everything that's lovely is
But a brief, dreamy. kind delight.
O never give the heart outright,
For they, for all smooth lips can say,
Have given their hearts up to the play.
And who could play it well enough
If deaf and dumb and blind with love?
He that made this knows all the cost,
For he gave all his heart and lost.

-- William Butler Yeats

Cumartesi, Haziran 11, 2005

Unutmaya Çalışmak

Çalışma mantığı henüz tam olarak çözülememiş olan beyinden bir kez öğrendiği bir bilgiyi unutmasını istemek, o bilgiye istediğimizde dahi ulaşamamayı istemek, bir nevi o bilgiyi tamamen silmek pek mümkün değil sanırım.

Öğrenmek için çeşitli yöntemler geliştirmiş olan bilimin elinde unutmak için herhangi bir yöntem var mı?

2 artı 2 nin 4 ettiğini, bisiklete binmeyi, yüzmeyi unutabilir misiniz?

Artık sizi cennetten izleyen, hala çok sevdiğiniz kaybettiklerinizi –hatırlaması hayatınızın devamını çok güçleştirdiği- için unutabilir misiniz?

Sanırım imkanımız olsa listenin en tepesinde yer bulacak olan eski sevgilileri ve onlarla ilgili her şeyi unutabilir misiniz?

Acılarınızı, kederlerinizi, hatırlaması dahi kalbinizi sıkıştıran olayları unutmak isteseniz dahi unutabilir misiniz?

Evet, maalesef tüm bu soruların cevabı olumsuz... Hayır, pek sanmıyorum...

İnsan ne kadar garip bir canlı; en önemli organı olan beynine de bir o kadar önemli olan kalbine edemediği gibi hükmedemiyor... Kendi rızası dışında birçok şey hatırlayabiliyor, istemesine rağmen unutamıyor...

Peki, bu unutamamanın verdiği rahatsızlığı giderebilecek hiçbir mekanizma yok mu bizlere bahşedilmiş olan?

Bu noktada devreye; unutmakta direnen beynin bize sunduğu alternatifler olan kabullenmek, alışmak ve de onlara belli bir zaman sonra katılan unutma isteğinin kaybolması, gereksizleşmesi kavramları giriyor.

İnsan, geçmişte yaşananları kabullenerek, o anki durumuna da zaman içinde alışarak; unutma isteğinden vazgeçiyor...

Bir şekilde geçmişini, yaşanılanları hazmediyor.

Ancak böylece, zamanın kum tanelerinin arasında hissettiği çaresizlikten kurtuluveriyor...

-- Ari

Mutlak Sessizlik

Mutlak Sessizlik; her şeyden, tüm düşüncelerden arınma hali, beynin kıvrımlarında akan kanın donma zamanı, anlık bir yokluk...

Bu duruma insan kavuşabilir mi? Daha doğrusu yaşarken kavuşabilir mi? Beyninin kıvrımlarında kan son hızıyla akarken, bu sessizliğe bu “boşluk” haline, yaşarken kavuşabilir mi? Pek sanmıyorum...

Gündelik hayatın, sorumlulukların, kişisel endişelerin, kişiliğimizin, vicdanımızın, bu zamana kadar aldığımız eğitim ve öğretimin, bilinçli veya bilinçsiz beynimizin maruz kaldığı her tür bilginin, bizim yaşamımıza bir an dahi de olsa fısıldamasına engel olabilir miyiz? Bu fısıltıların sesini tamamen kısabilir miyiz? Pek sanmıyorum...

Gerçekten de insan, dış etkenleri tamamen yok edebilse dahi; kendi düşüncelerini, düşüncelerinin ona bazen fısıldamasını bazen bağırmasını asla engelleyebilirmiş gibi gözükmüyor...

Bütün bunlardan hareketle, denebilir ki insanın yaşarken erişebileceği bir “mutlak sessizlik” hali yok...

Öldüğünde peki? Ölümle mi geliyor bu “şey”? Bunu biz bilebilir miyiz? Bu soruların da net bir cevabı yok bana kalırsa... İnançlarla belki bir cevap bulunabilir. Ancak yeryüzünde birçok farklı inanç olduğu hesaba katılırsa, alacağımız cevaplar da çok çeşitli olacaktır süphesiz...

E peki, “mutlak sessizlik” arıyorum ama bulamıyorum, susmalarını istememe rağmen düşüncelerimi susturamıyorum, ne yapacağım?

Kanımca, böyle bir durumda; içimizdeki susturamadığımız bu sesin neler dediğine azıcık kulak kabartmamız ve -aklımız veya kalbimiz tamamen katılmasa dahi- bu sese karşı ördüğümüz duvarı hafifçe yıkmamız gerekiyor. Yani içimizdeki bu sesle barışmak ve hep onla barışık kalmak. İç huzurumuzu bulmak ve korumak. Ancak bu sayede hiçbir zaman erişemeyeceğimiz bir “mutlak sessizlik” arayışından ve bu sonuçsuz arayışın zihnimiz ve bedenimiz üstündeki yıpratıcı etkisinden kurtulabiliriz. Ancak bu şekilde kendi iç huzurumuzla oluşturduğumuz “düşüncelerimizle barışık huzurlu bir sessizlik” bizi idare edebilir...

Her şeyden kaçmak istediğimiz anlarda bizdeki bu huzurlu sessizlik; bizle barışık olan bizin oluşturduğu bu huzurlu sessizlik bize kollarını açacak ve bize istediğimizi verecektir...

-- Ari